İbadetin iki yönü vardır. Biri, namaz ve dua gibi bilinen müsbet (olumlu) ibadetlerdir; bunlar kişinin bilinciyle ve iradesiyle yapılan, Rabbine yöneldiği ibadetlerdir. Diğeri ise menfî (olumsuz) ibadetlerdir ki bu, hastalıklar ve musibetler (sıkıntılar) vasıtasıyla meydana gelir. Bu tür ibadetlerde, kişi kendi acizliğini (güçsüzlüğünü) ve zayıflığını daha derinden hisseder ve böylece Rahîm (merhametli) olan Yaratıcısına sığınır, Ona yalvarır. Bu tür ibadetler, hâlis (katıksız) ve riyasız (gösterişsiz) oldukları için, manevi (ruhsal) değeri yüksek ibadetlerdir.
Sahih (doğru) rivayetler ve doğru keşifler, hastalıkla geçen bir ömrün, Allah’a şikayet etmemek şartıyla, mü’min (inanan) için ibadet sayıldığını göstermektedir. Hatta öyle ki, bazı sabırlı ve şükreden hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçebilir. Dahası, bazı kâmil (olgun) insanların bir dakikalık hastalıkları, bir günlük ibadet hükmüne geçmiştir. Bu, bizlere hastalığın sadece bedene acı veren bir durum olmadığını, aksine sabır ve şükürle karşılandığında kişinin manevi (ruhsal) hayatında derin bir etki bırakabileceğini gösterir.
Öyleyse, hastalık senin bir dakika ömrünü, bin dakika hükmüne getirip sana uzun bir ömür kazandırabilir. Bu durumda, hastalıktan şikayet etmek yerine, onun sana sunduğu bu manevi (ruhsal) kazanç için şükretmek gerekir. Allah’a karşı olan bu teslimiyet ve şükür, seni hem bu dünyada hem de ahirette büyük kazançlara götürecektir.