Ey şikâyet eden hasta! Bilmelisin ki, senin hakkın şikâyet değil, şükür ve sabırdır. Çünkü bedenin ve organların senin mülkün değildir. Onları sen yapmadın, başka tezgâhlardan satın almadın. Bu nedenle, onlar başkasının mülküdür ve sahibinin mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkı vardır.
Gayet zengin ve mahir bir sanatkâr, kıymetli servetini ve güzel sanatını göstermek amacıyla, miskin bir adama modellik yapması için bir ücret karşılığında bir saatliğine mücevherli ve sanatla diktiği bir gömleği giydirir. Sanatkâr, bu elbise üzerinde sanatını sergiler, değiştirir, keser, uzatır, kısaltır. Acaba bu fakir adam, “Bana zahmet veriyorsun, verdiğin pozisyonlardan sıkıntı duyuyorum, beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltarak güzelliğimi bozuyorsun,” demeye hak kazanabilir mi? Bu durumda, sanatkâra merhametsizlikle veya insafsızlıkla suçlama getirebilir mi?
İşte bu misal gibi, Yüce Sanatkâr, sana da göz, kulak, akıl, kalp gibi nurani duygularla mücevherli olarak cisim gömleğini giydirmiştir. Güzel isimlerinin nakışlarını göstermek için seni çeşitli hallere sokar ve farklı pozisyonlara getirir. Nasıl ki açlıkla onun Rezzak ismini tanıyorsan, Şafi ismini de hastalığınla bilmelisin. Acılar ve musibetler, O’nun bazı isimlerinin hükümlerini gösterdikleri için hikmetten parıltılar ve rahmetten ışıklar barındırır; o ışıklar içinde pek çok güzellikler bulunur.
Eğer perde açılsa, korkup nefret ettiğin hastalık perdesinin ardında, sevimli ve güzel manalar bulursun.
Bu sebeple, hastalık anlarında şikâyet değil, sabır ve şükür yolunu seçmek gereklidir. Çünkü her halin ardında, sahibinin sanatının ve rahmetinin inceliklerini görmek mümkündür.